Araf Hikayeleri 3
Aralık 18, 2008
Bir adam varmış... Bir adam varmış, bir ağacın altında uyuyan, Bir adam varmış, etrafındaki her şeye kulaklarını tıkayan. Herkes tanırmış onu, ama bilmezlermiş neden uyuduğunu. Rivayet odur ki, bir zamanlar sevmiş, Sevdikçe de kendinden geçmiş. Kendini unutup, sadece sevdiğini bilmiş. Bilmiş, ama sevgisine karşılık görememiş. Yitirmiş inancını aşka, Yaralansa da, yaşamaya devam etmiş. Bir daha da kimseyi sevmemiş. “Dostlarım var demiş.” kendine, Nasılsa yalnız değil diye çok üzülmemiş. Ama görmüş sonra baktıkça, İki yüzlülüğe battıkça, Çevresinde yokmuş dost, Herkes ne kadar sahteymiş aslında. Yıkılmış yeniden, ama yılmamış. Orada bir yerlerde iyilik vardır diye uzaklara bakmış. Bakarken biraz da olsa umudu varmış, Ama gerçeği er ya da geç anlamış. İyilik ölmüş aslında, Yenileni çok olmuş kötüyle savaşında. Şimdi sadece kötünün kötüyle olan savaşı varmış. Yığılmış kalmış o ağacın dibine, Baksa da göremez olmuş, duysa da bilemez, Söylese de kimse onu dinlemez. Dökülmüş umutları gözlerinden, Artık umudu olmayan bir adammış, Artık anlam verdiği hiçbir şey kalmamış.
Bir adam varmış, bir ağacın altında uyuyan,
Bir adam varmış, hiç umudu olmayan.
Araf Hikayeleri 2
Aralık 16, 2008
Oturuyor saatlerdir.
Baktığı yönde ne bir insan var, ne de kayda değer bir şey, ama o yine de aynı yöne doğru bakmayı sürdürüyor. Aklı başka yerde belli. Aklı başka yerde de, nerede işte o belli değil.
Elindeki kahve soğuyalı çok olmuş. Zaten içtiği de yok onu. Sırf bağımlılık derecesinde sevdiği için elinde, içmek için alsa da içememiş belli.
Bir zamanlar o da sıradan diye tabir edilenlerdendi. Herkes gibi. Saçma sapan bir hayatı vardı. Şimdi o kişi ona çok uzak. Sanki o kişi sadece bir tanıdıktan ibaretti.
Sonra ne oldu da böyle oldu o da bilmiyor. Aslında bilmek istediği de yok. Bazen sırf böyle olduğu için şükrediyor. Bazense sırf böyle olduğu için kederleniyor.
Anlamaktan vazgeçeli çok oldu. Zaten hiç yararını da görmedi ki.
Şimdi orada, o hiç bir şeyin olmadığı yönde belki de baktığı ta kendisi.
Sevdi o da herkes gibi. Yok yok, o herkes gibi sevmedi. Sevdi, sonra da sevdiğinden nefret etti.
Biz zamanlar o da sıradan biriydi, tıpkı çoğunluğun olduğu gibi. İnsanlara değer verir, onları sever, üstelik insanların da onu sevdiklerini zannederdi.
O sevmekten vazgeçeli çok oldu. Tanıdık, tanımadık artık önemi yok onun için. Bildik bilmedik onun için bir anlam ifade etmiyor ki. İnsanlar, çevre, bu garip gösteri onun için bir anlam ifade etmiyor belli ki.
Ne gariptir ki, sıradan biriyken, daha bu yeteneğini keşfetmemişken huzuru yoktu,oysa şimdi…
Huzur onu arayana değil de, ondan kaçana gidiyor belli ki.
Rahat hiç olmadığı kadar ve özgür.
Çünkü biliyor ki aslında seçim yapmak, neyi yapıp neyi yapmayacağına karar vermek değil, aslında seçim yapmak bir seçimde bulunmamak.
…
Şimdi orada, o hiç bir şeyin olmadığı yönde belki de kendisine bakıyor ve sadece huzur buluyor, çünkü o üçüncü yolu, yani Araf’ı seçiyor.
Araf Hikayeleri 1
Aralık 14, 2008
Cennetle cehennemin arasında bir yer varmış. Bu yer bir nevi sınırmış. Ne cennete aitmiş ne de cehenneme. Buranın ismi -Araf-mış.
………………………..
Hayatı normal sayılabilirmiş belki, ama o asla normal olmamış. Normal kelimesi geneli niteler aslında. Genelde yer alan her şey normaldir. Bir şey eğer sıradan değilse bu anormal yapar onu. Oysa o anormal de sayılmazmış. Zaten sorun da buradaymış. O hem içinde bu iki grubun, hem de dışında, o hem normal, hem de anormalmiş ve de bunlardan hiç biri değilmiş O henüz bilmese de bir Araf yolcusuymuş.
………………………..
Bir Araf daha varmış. O Araflar içinde belki de içine bir kez girildi mi çıkılması en zor olanıymış. Belki de bu Araf’takiler zaten ondan çıkmak istemedikleri içinmiş.
………………………..
Araf iki taraf arasında tarafsız sayılırmış. İşte taraflar arasındaki tarafsızlık sanılan Araf da aslında bir tarafmış.
………………………..
Yaşadığı dünyada iki temel kesim varmış. Birinci kesim kalabalık olanmış. Adı Sürü’ymüş. onlar her şeye toplu karar verip, herkesin aynı şekilde düşünmesinden yanaymış. Diğer kesime de bunu dayatırmış. Sürü ile hareket edenler rahatmış. İkinci kesimse Sürü’ye göre sayıca çok daha azmış. Bu kesimin adı Tecrit’miş. Onlar olayları kendilerine göre algılarlarmış. Öyle ki birinin algılaması bir diğerini tutmazmış. Bu nedenle ne kendi düşüncelerini başkalarına dayatabilir ne de birlik olabilirlermiş. Bu nedenle de sürekli Sürü’nün baskısına maruz kalırlarmış. Öyle ki bazıları zamanla Sürü’ye bile katılırlarmış.
………………………..
Bu Araf öyle bir yermiş ki, ikilem arasında zannedenler kendilerini, anlarlarmış burada ki bir üçüncü yol daha var. Burada olanlar isteyerek, ama bunu bilmeyerek burayı tercih edenlermiş. Çünkü onlar aslında olmak istemedikleri kişilermiş. Olmayı istedikleri kişi olamayanlarmış onlar, ona yakın ve ondan uzak olanlar. Asla istedikleri kişi olamayacaklarını anlayanlarmış. Olmayı istemedikleri kişi de olamazlarmış, ona da yakın, ama ondan da uzakmışlar. Bu kişiler olayın aslını anlayanlarmış.
………………………..
Cennetle cehennemin arasında bir geçiş yeriymiş bu Araf, bir amaç için bekleyenlerin ve hangi yöne gideceklerini bilmeyenlerin. Beklemek, hele hele ne olacağını bilmeden beklemek rahatsız eder insanı, ama az çok ne olacağını bilenler ise ya rahattırlar onlara göre ya da çok daha rahatsızdırlar.
………………………..
Ancak iki kesiminde bilmediği bir üçüncü kesim varmış. Onlar ise ne Sürü’den ne de Tecrit’tenmişler. Çünkü onlar kendilerini gizlemeyi becerirlermiş. Yetenekleri gereği hem Sürü’nün hem de Tecrit’in algılayışlarını bilir hem bu iki kesim gibi de hareket edebilir, hem de hiç birine benzemezlermiş. Onların ismi ise Araf’mış.
………………………..
Hayatları boyunca koşanlar, bir şeyler için uğraşanlar, ancak hedef çok yüksek olduğu için ona ulaşamayanlar, doymak nedir anlamayanlar gelemezlermiş bu Araf’a. Aynı şekilde mücadele etmeyenler, çok çabuk vazgeçen ve umutsuzluğun karanlığında yaşamayı seçenler de.
Buraya anlayanlar girebilirmiş ancak. Kendilerini anlayanlar. Asla istedikleri kişi olamayacaklarını, ama aynı şekilde istemedikleri kişi de olamayacaklarını anlayanlar.
En güzeli ise en sonunda Araf’ta ta kendileri olduklarını anlayanların yeriymiş bu Araf. Onu geçiş, bekleyiş ya da sürgün yeri olarak görmeyenlerin, onu evi olarak görenlerin yeriymiş.
………………………..
Araflar çeşit çeşittir, herkesin bir gün tanıştığı ya da tanışacağı mutlak biridir, ancak Araf’ta olmak zannedildiği gibi kötü olmayabilir. (…)
Bir Araf daha varmış. O Araflar içinde belki de içine bir kez girildi mi çıkılması en zor olanıymış. Belki de bu Araf’takiler zaten ondan çıkmak istemedikleri içinmiş.

………………………..
Araf iki taraf arasında tarafsız sayılırmış. İşte taraflar arasındaki tarafsızlık sanılan Araf da aslında bir tarafmış.
Yaşadığı dünyada iki temel kesim varmış. Birinci kesim kalabalık olanmış. Adı Sürü’ymüş. onlar her şeye toplu karar verip, herkesin aynı şekilde düşünmesinden yanaymış. Diğer kesime de bunu dayatırmış. Sürü ile hareket edenler rahatmış. İkinci kesimse Sürü’ye göre sayıca çok daha azmış. Bu kesimin adı Tecrit’miş. Onlar olayları kendilerine göre algılarlarmış. Öyle ki birinin algılaması bir diğerini tutmazmış. Bu nedenle ne kendi düşüncelerini başkalarına dayatabilir ne de birlik olabilirlermiş. Bu nedenle de sürekli Sürü’nün baskısına maruz kalırlarmış. Öyle ki bazıları zamanla Sürü’ye bile katılırlarmış.
Bu Araf öyle bir yermiş ki, ikilem arasında zannedenler kendilerini, anlarlarmış burada ki bir üçüncü yol daha var. Burada olanlar isteyerek, ama bunu bilmeyerek burayı tercih edenlermiş. Çünkü onlar aslında olmak istemedikleri kişilermiş. Olmayı istedikleri kişi olamayanlarmış onlar, ona yakın ve ondan uzak olanlar. Asla istedikleri kişi olamayacaklarını anlayanlarmış. Olmayı istemedikleri kişi de olamazlarmış, ona da yakın, ama ondan da uzakmışlar. Bu kişiler olayın aslını anlayanlarmış.
Cennetle cehennemin arasında bir geçiş yeriymiş bu Araf, bir amaç için bekleyenlerin ve hangi yöne gideceklerini bilmeyenlerin. Beklemek, hele hele ne olacağını bilmeden beklemek rahatsız eder insanı, ama az çok ne olacağını bilenler ise ya rahattırlar onlara göre ya da çok daha rahatsızdırlar.
Hayatları boyunca koşanlar, bir şeyler için uğraşanlar, ancak hedef çok yüksek olduğu için ona ulaşamayanlar, doymak nedir anlamayanlar gelemezlermiş bu Araf’a. Aynı şekilde mücadele etmeyenler, çok çabuk vazgeçen ve umutsuzluğun karanlığında yaşamayı seçenler de.
Buraya anlayanlar girebilirmiş ancak. Kendilerini anlayanlar. Asla istedikleri kişi olamayacaklarını, ama aynı şekilde istemedikleri kişi de olamayacaklarını anlayanlar.
En güzeli ise en sonunda Araf’ta ta kendileri olduklarını anlayanların yeriymiş bu Araf. Onu geçiş, bekleyiş ya da sürgün yeri olarak görmeyenlerin, onu evi olarak görenlerin yeriymiş.




