Araf Hikayeleri 2
Aralık 16, 2008
Oturuyor saatlerdir.
Baktığı yönde ne bir insan var, ne de kayda değer bir şey, ama o yine de aynı yöne doğru bakmayı sürdürüyor. Aklı başka yerde belli. Aklı başka yerde de, nerede işte o belli değil.
Elindeki kahve soğuyalı çok olmuş. Zaten içtiği de yok onu. Sırf bağımlılık derecesinde sevdiği için elinde, içmek için alsa da içememiş belli.
Bir zamanlar o da sıradan diye tabir edilenlerdendi. Herkes gibi. Saçma sapan bir hayatı vardı. Şimdi o kişi ona çok uzak. Sanki o kişi sadece bir tanıdıktan ibaretti.
Sonra ne oldu da böyle oldu o da bilmiyor. Aslında bilmek istediği de yok. Bazen sırf böyle olduğu için şükrediyor. Bazense sırf böyle olduğu için kederleniyor.
Anlamaktan vazgeçeli çok oldu. Zaten hiç yararını da görmedi ki.
Şimdi orada, o hiç bir şeyin olmadığı yönde belki de baktığı ta kendisi.
Sevdi o da herkes gibi. Yok yok, o herkes gibi sevmedi. Sevdi, sonra da sevdiğinden nefret etti.
Biz zamanlar o da sıradan biriydi, tıpkı çoğunluğun olduğu gibi. İnsanlara değer verir, onları sever, üstelik insanların da onu sevdiklerini zannederdi.
O sevmekten vazgeçeli çok oldu. Tanıdık, tanımadık artık önemi yok onun için. Bildik bilmedik onun için bir anlam ifade etmiyor ki. İnsanlar, çevre, bu garip gösteri onun için bir anlam ifade etmiyor belli ki.
Ne gariptir ki, sıradan biriyken, daha bu yeteneğini keşfetmemişken huzuru yoktu,oysa şimdi…
Huzur onu arayana değil de, ondan kaçana gidiyor belli ki.
Rahat hiç olmadığı kadar ve özgür.
Çünkü biliyor ki aslında seçim yapmak, neyi yapıp neyi yapmayacağına karar vermek değil, aslında seçim yapmak bir seçimde bulunmamak.
…
Şimdi orada, o hiç bir şeyin olmadığı yönde belki de kendisine bakıyor ve sadece huzur buluyor, çünkü o üçüncü yolu, yani Araf’ı seçiyor.
